кєђค∂คмυѕ

ßυη¢ค ђєує¢คηค νคllคђi ρєѕ Tєz кคtιl ßizє ѕєη∂є єν∂єкi ѕєѕ

Mutluluğa Dair Sosyolojik Bir Bakış


Mutluluğa Dair Sosyolojik Bir Bakış

Çağımız insanı oldukça büyük gelişmeler elde etmiştir. Sayısız keşif ve yenilikler, kendisine önceden tamamıyla gerçekten uzak görünen fırsatlar sağlamıştır.

Otomatik makineler ve elektronik aletler çağımız insanı için şimdiye kadar imkansız olan şeyleri imkan dâhiline sokmuştur.

Kitle iletişim araçları, uçaklar, elektronik eşyalar, bilgisayar, yüksek yüksek binalar, görkemli yaşamlar, muhteşem ev eşyaları, bilimsel çalışmalar, tıpla ilgili gelişmeler, tüm bunlara baktığımızda denilebilir ki şimdi doğa adeta yüzyıllardır sinesinde barındırdığı sayısız sırları şimdiki çağımız insanı için saklamıştır.

Dağa sırlarını keşfederek gelişen insan, maddi refahın zirvesine erişmiştir. Rahat bir  hayata yol alması ve sürekli rüyasını gördüğü bir mutluluğu garanti etmesi için kendi yararına dünyanın tümünü muhteşem ve görkemli bir diyara dönüştürmüştür.

Tüm bunlar elbette madalyonun bir yüzü. Bunun başka bir yönü daha var ki içler acısı ve çağımız insanının en büyük sorunu. Bu da bahsedilen bu imkânlara sahip olma ve çağın gelişmelerinden ve imkânlarından en iyi biçimde faydalanmak, gece gündüz üretimini ve tüketimini artırmak dışında hiçbir şey düşünemeyen hırslı bir hayvan haline getirmiş olmasıdır.

Yaratılış gereği gözleri mana âleminde olan insan bugün kendisini tamamen maddi dünyanın sürükleyiciliğine kaptırmış ve bu durum kendisini adeta bir makineye dönüştürmüştür.

Günümüz maddi toplumunda bütün yüce insani değerler bir kenara bırakılmıştır. Hatta ahlaki ve dini değerler bile maddi görüş açısından bakılmaya başlanmıştır.

Çağımız insanın temel gayesi olabildiğince servet toplayıp mali refaha kavuşmak olmuştur. Çünkü mali refaha kavuşmakla her türlü sorunun, sıkıntının halledilebileceği düşünülmüştür.

Yaşadığımız çağı “Bilimsel Çağ”, “Bilgisayar Çağı”, “Uzay Çağı” …vs. isimlerle isimlendirenler vardır. Bana göre yaşadığımız çağ “Sıkıntılar”, “Depresyonlar”, “Psikolojik Sorunlar” …vs. çağıdır. Çünkü insanoğlu tek başına maddi imkânlarla saadeti elde etmesi imkânsızdır. Bunu başarabilmesi için her şeyden önce kendi eliyle yaptığı putları kırması gerekir. Bu put maddi güçtür, paradır. Onun büyüklüğüne olan inanç, iman insanoğlunun en büyük sıkıntı kaynağı olmuştur. Her türlü sıkıntının ancak parayla, maddi güçle halledilebileceği düşüncesi paraya olan imanı daha da artırmakta ancak bu türlü de sorununu halledememekte, her seferinde farklı sıkıntılara duçar olmaktadır.

Teknolojik gelişmelere, maddi güce elbette karşı değiliz, çağdaş medeniyetin getirdiği imkan ve kolaylıklara karşı olmadığımızı, bilakis, bütün bunların fayda ve avantajlarını kabul ettiğimizi hemen belirtelim. Zira daha kolay ve iyi bir yaşam sağlayabilmek bu yolla mümkün olabilmektedir. Ancak insan ruhunun derinliklerinin sonsuz bir gerçekle karşı karşıya bulunduğu ve insanın manevi mutluluğunun salt maddi refaha dönüştürülmesinin, onun iç dünyasında huzura duyduğu derin ihtiyacı ve dinle dinin getirdiği mesajın önemini ve insanoğlunun ihtiyaç duyduğu şeyden vazgeçemeyeceği yolundaki büyük gerçeği de görmezden gelebilmek mümkün değildir.

Özellikle, son iki yüzyılın kültür ve bilimlerinde, batı yönelimli bir ruh oluşmuştur. Tamamen batılı olan bu ruhun dünyanın kaderini tayin eden hakim gücün hayaline geldiğinden beri Batı, kendi zihinsel ahlaki, kültürel, sanatsal ve hatta estetik özellikleri, batılı olmayan toplumlara empoze etmeye çabalamıştır.

Gelişmekte olan bizim gibi milletler ise ne yazık ki batılıların karşısında aşağılık duygusuna kapılmış ve kendilerini kaybetmişlerdir. Bu ortamda bütün ruhi yaratıcılıklarını yitirmiş, ruhsuz, asalak bir topluma dönüşmüşlerdir. Batı dünyasının kapısından gelen her şeye “çağın kaçınılmaz gereği” türünden bahanelerle teslim olmakta, boyun bükmekteyiz. Batıdan gelen yeni kültürü henüz tanımlayamamış, kavrayamamış batılıların saplanıp kaldığı yok olmuş boşluğu iyi anlayamamakta ve aynı yok oluşa büyük bir istekle yönelmiş durumdayız.

Diğer taraftan çeşitli çağdaş düşüncelerin çarpışma kavşağında yer alan yeni neslin fikirleri her geçen gün bu ortamda daha fazla zehirlenmektedir.

Biz bir yandan doğulu toprakta, İslam da ve kendi tarihimizde derine gömülmüş köklerimiz varken, öte yanda kollarımız ve dallarımız batılı denizlerden yükselen bulutlardan yağmur damlalarını almak için yüksekten ve geniş olarak teneffüs etmeye çabalayan milletiz. Biz millet olarak dallarımız dışarıda batıya doğru uzanan, ancak kökleri bu topraklarda, Anadolu da, İslam da olan bir ağaç gibiyiz. Köklerimiz burada ancak bu topraklardaki nimetlerden faydalanmasını bilememişiz. O kadar saf, temiz, sağlıklı sularımız varken, dışarıdan getirdiğimiz kirli, hastalıklı ve zehirli sularla ağacımızı sulama yollarına gitmişiz. Bu nedenle de kurumaya yüz tutmuşuz. Geç kalınırsak, elimizdeki temiz ve saf suyun farkına varmazsak ve kurumaya yüz turmuş ağacı canlandırmaz ve yeşertmez isek maalesef kurumuş tüm ağaçların akıbeti gibi baltalanır yada kökünden kopartılırız.   

Ülkemiz insanının içinde bulunduğu ruhi ve ahlaki boyut hiç de iç açıcı değildir. Çocuk istismarcıları, tecavüz, hırsızlık, kapkaç, fuhuş, gasp, ihanet, aile düzeninin bozulması… vs. almış başını gidiyor. Bu durumlar belki her zaman var da, ancak hiçbir zaman bu boyutta ve çoğunlukta değildi. Gidişat daha da kötü olacağını gösteriyor.

Bu durun elbette kendiliğinden olan bir sonuç değildir. Bizim ahlak ve fikri alanlarda yaşadığımız bütün bozulma ve gerilemelerimizin, tembellik ve pasiflikle iç içe bir taklitçilikten kaynaklandığını da itiraf etmek zorundayız. Kendi tarih ve ahlakımızdan uzaklaşıp, batıya eğilim gösterdiğimiz oranda tehlike artmaktadır.

Durumun bir başka boyutu da, batının, batılı olmayan ülkeler üzerindeki kirli oyunlarıdır. Nasıl ki bir efendi kendi kölesinin iyi bir köle olabilmesi için onu kişiliksizleştirmek ve böylece onu istediği gibi kullanabilmek eğilimindeyse, bu durum toplumlar için de böyledir. Egemen güçler bizim gibi kölelerin daha iyi bir köle yapabilmek ve daha kolay sömürebilmek için bizim gibi milletler, millet olma düşüncelerini ellerinden almaktadır. Ve bunun için özel çaba harcamaktadırlar. Daha açık bir ifadeyle bizim gibi milletlerin dinlerini, değer sistemlerini, tarihini, kültürünü yozlaştırarak şahsiyetsiz ve kişiliksiz bir millet haline getirmek çabası vermektedirler. Çünkü değerleri elinden alınan bir toplumun sömürülmesi, kullanılması daha kolay olmaktadır. İşin en acı tarafı ülkemizde çağdaşlık ve gelişmişlik adı altında bunun taşeronluğunu yapan yığınla aydın bozuntularımız vardır.

Sonuç olarak biz insanlığımızı kaybetmek üzereyiz. Çünkü insan olmak seçebilmeye mürtedir olmak demektir. İnsan olmak düşünmeye, hareket etmeye, kendisi için karar vermeye ve kendisinin bağımsız bilince sahip olmasına muktedir olmaktır. Fakat ne acıdır ki biz irade gücümüzden seçme hakkı ve cesaretinden tecrit edilmişiz. Bizler başkalarının merhametine terkedilmişiz. Ve başkalarının görüş açısıyla kendi yaşantımıza hükmetmeye ve teslim olmaya meyletmişiz. Dolayısıyla da biz olmaktan çıkmışız.  Bu nedenle de intihar, suç işleme, fuhuş, sinirsel baskı ve psikolojik hastalıklar, delirme ve sık sık kriz geçirmeler, cinsel serbestlik, lakaytlık toplumumuzun  en büyük sorunu haline gelmiştir.

Aile düzenimizde büyük sarsıntılar yaşanmaktadır. Sevgi, saygı anlayışı gittikçe değişmektedir. Karı-koca arasındaki en küçük ihtilaf bile çok ciddi çekişme ve nisaya sebep olabilmekte,  küçük ve önemsiz tartışmalar çok kolay alevlenmekte ve bir incir çekirdeğini bile doldurmayan nedenlerle eşler ayrılmakta, yuvalar yıkılmaktadır.

Bu boşanmaların çoğu kolayca çözülebilecek çok önemsiz sebeplerden kaynaklanmasına rağmen anlayış ve özveri yetersizliği, fedakârsızlık bu ailelerin parçalanmasına neden olmaktadır. Yaklaşık üç yıl aile mahkemelerinde bilirkişilik yaptım. Daha acı olanı bu boşanmaların gözlemlediğim kadarıyla %85’inin batı taklitçisi ve mal düşkünü olan sözde çağdaş ve aydın kişilerin isteği üzerine gerçekleşmiş olmasıdır.

Peki, bunlar neyin sonucudur? Elbet bunlar yukarıda kısaca bahsettiğimiz etkenlerin sonucudur. Bu, bahsedilenler çarpık bir kültürün sonucudur. Köklerin burada, dalların başka bir yerde olmasının bir sonucudur. Bu, imanın, inancın, dinin bağrımızdan çıkartılmak istenmesinin bir sonucudur. Bizi biz yapan değerlerin elimizden alınmış olmasının bir sonucudur. Bu ,egemen güçlerin bizi daha iyi bir köle yapabilmek için bizi şahsiyetsizleştirmek istemesinin ve bununla ilgili çalışmalarının, hilelerinin bir sonucudur. Bu, kendimizden, dinimizden, kültürümüzden utanmamızın, kendimizi aşağı görmemizin bir sonucudur. Bu, bilimsel gelişmeler karşısında kendi değerlerimizi koruyamamış olmamızın bir sonucudur.

Peki çözüm? Aslında çözüm hemen yanı başımızda 21. yüzyıl insanının çeşitli zahmetlerle aradığı kıymet, en mükemmel din olan İslam dır, imandır,inançtır. Bunu ister kabul edelim, ister etmeyelim. Ama gerçek budur. Ancak zahmetli bir iştir.  İslam mazlum, garip bir din haline getirilmiştir. Mana itibariyle “Allah ‘a Teslimiyet” demek olan İslam ın nurundan rahatsız olanların nefsi, nefret ve sadakatsizliği, O’na gönülden inananların yanı sıra bütün insanlığa da pahalıya mal olmuş, barış ve saadet içinde kardeşçe yaşanabilecek bir hayatın, maddi ve hayvani zevkler uğruna cehenneme dönüşmesine yol açmıştır.

 Sosyolog

    Ferhat ÇELİKDEMİR

Şubat 1, 2007 - Posted by | Makaleler

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: